FUZUL? (1408?-1556)



"Yedi Ulu Ozan" arasinda yer alan Fuzulî'nin baba adi Süleyman ve kendisinin asil adi da Mehmet oldugu bir cok kayittan anlasilmaktadir. Dogum tarihi hakkinda 1480-1495 veya 1504 gibi tarihler arasinda tereddüt edilirken, ölüm tarihi olarak gösterilen (M.1556) tarih de arastirmaci yazarlarin tereddütleri yoktur.



Dogum yeri olarak; Kerkük, Musul, Kerbela, Bagdat, Hille ve Necef'te gectigi ve bir taun (veba) salginina yakalanarak, Kerbela da Hakk’a yürüyüp bu sehirde defnedildigi (1556) Fuzulî'yi arastiranlarca kabul edilmektedir.



Fuzulî, önce babasi Süleyman'dan daha sonra da Rahmetullah adli bir hocadan ilim ö?rendigi ve cok iyi yetistigi kabul edilir. Edebî yönde gelismesi de, Azeri sairi Habibînin (1470-1520) etkisi olmus ve üc dilde (Farsca, Arapca ve Türkce) siir yazacak kadar ileri bir dil bilgisine sahip olmustur. Yazdigi düz yazilarda dahi sairligin izlerini görmek mümkündür.

Kur'ani ezbere bilen ve yol olarak, "?sna Aseriye'yi (Oniki imama baglilik) yolunu secen Fuzulî'nin bagli bulundugu bir tarikat adi net olarak bilinmiyor ama, "Ali Murtaza'ya ve pak soyuna" duydugu ask ve muhabbet onun, "vahdet-i vücut" ilkesine inanan bir inanis ile, ilim sehrinin kap?s?na giden bir "yolcu” oldugunu kolayca anlamis oluyoruz.



Fuzulî, "Hadikatüssuada" (Saadete Ermislerin Bahcesi) adli eserinde Tüm Peygamber ve resullerin Hakk ve hakikat ugruna cektikleri cileleri ve ödedikleri bedelleri anlatir ve Kerbela cölünde susuz ve mecalsiz birakilip hunharca sehit edilen Hz. Hüseyin'in cektigi cile ve Hakk yolunda ödedigi bedel ile karsilastirir. Hicbir Peygamberin ve nebinin bu yolda katlandigi cile ve ödedigi bedel, Hz. Hüseyin'in katlandigi cile ve ödedigi bedel ile kiyaslanamayacagini hatirlatir... Cünkü insan inanci ugrunda; ?brahim gibi "nar"a atilmayi, Zekeriya gibi hizar ile bicilmeyi, ?sa gibi carmiha gerilmeyi Musa ve Muhammed Mustafa gibi ilden il'e sürülmeyi göze alabilir. Ama, 72 yakinini ve cani kadar sevdigi dostlari zalimin zulmü altinda ve kahr okunun actigi yaralardan akan kanlar icerisinde görmek ve böylesi bir vahset sacan zulüme tahammül edebilmek, ancak Hz. Hüseyin'e mahsus bir meziyet oldugunu kendisine has bir dille anlatir Fuzulî Hazretleri.



Safevî devletinin hükümdari Sah ismail 1508 de Bagdati ele gecirdiginde, Fuzulî, dini ve edebî ilim üzerine kendisini yetistirmis genc bir sair idi. sah ismail, Horasan yakinlarinda Özbek Hani Seybek'i yenmesi üzerine, ona, Beng-ü Bade (Sarap ve Afyon) mesnevisini yazdi. Kendisi gibi tasavvuf ?airi olan Sah ismail Fuzuli'yi taltif edip deger verdi.

Kanuni Sultan Süleyman (1494-1566) Bagdati ele gecirdiginde, (1534) Fuzulî, bu fetih icin de övgüler iceren kasideler yazdi. Bu övgüleri Kanunî'yi etkiledi ve kendisine evkaf gelirinden günde dokuz akce maas baglandi...



Fuzulî'yi daha sagliginda uzak diyarlara kadar ününü yayan, siyasilere yazdigi övgü kasidelerinden ziyade; Hz. Hüseyin ve Kerbela vahseti hakkinda yazdigi duygulu siirler ve Hakk ile batilin savasindaki mezalimin zulmünü hak ettigi sekilde vermesi "Fuzuli" adini, Taskent'ten istanbul'a, Kahire'den Kirim ve Belgrad'a kadar duyurmus oldu. Fuzuli'nin "Hadikatüssuada" sini okuyan (müslüm-gayri müslüm) tüm insanlar, peygamber nesline yapilan bu vahsi zulümün aslini ögrenmis oldular. Emevî ve Abbasi yönetimlerinin bu pak soya karsi takindiklari insanlik disi tavrin, asil nedeninin "HAKK VE BATIL", "ZAL?M VE MAZLUM" savasi oldugunu anlayan insanlar, Hz. Peygamber'in ümmetine emanet ettigi Ehlibeyti'ne yak?ndan tan?y?p yanlis bildiklerinden kurtuldular.





Böylece Fuzulî, Ehlibeyte yapilan zulmün üzerine örtülen perdeyi aralamis oldu... 14 asirdan beri Emevî ve Abbasî zulmünün aslini bilmeyenler "Hadikatüssuada"yi okuyunca, "karanlik cagin" kalintilari olan uydurma "hadislerin" ilimsiz-irfansiz felsefenin pencesinden kurtulmus oldular.



Fuzulî "Beng-ü Bade" (Afyon-Sarap) eserinden iran sah? sah ismail ile Osmanli Padisahi
II. Beyazid (1447-1512) in arasindaki siyaseti ve politik mücadeleyi isleyerek, Sah ismail'e itaf etmistir. Beng-ü Bade, bircok ara?tirmaci tarafindan ele alinip incelenmis, yeni bask?lar? yap?lm?st?r. Ayrica 1943'de Hüsnü Lugal ve O. Beser tarafindan Almancaya cevrilmistir.



Leyla ve Mecnun (Destan-i Leylî vü Mecnun ). Klasik Türk edebiyatinin mesnevi alanindaki en güzel ürünü sayilir. Bu eserin son ve dikkatli bir basimini Necmettin Halil Onan hazirladi (1955). Fuzuli'nin bu eserine dayanarak, 1907'de Azeri sanatcisi Üzeyir Hac?beyli'nin yazdigi Leyla ve Mecnun operasi, sairin yakin zamanlarda Türk illerinde devam eden etkisini gösterir. Fuzuli ünlü bir Arap ask hikayesine dayanan ve Arap, Fars edebiyatlarindan baska Türk edebiyatinda da 30 kadar sair tarafindan ele alinmis olan bu konuyu canli, samimi ve etkili bir sekilde islemistir.